Kısa cevap: İyi bir kitap rafı tasarımı için önce rafın yüzde 20'sini boş bırakın, sonra kitapları renk veya yükseklik mantığından birini seçip uygulayın. Ben ikisini birden denediğimde raf kalabalık göründü; renk geçişini ana kural yapıp yükseklik oyununu sadece ritim vermek için kullandığımda oturdu. Okuma köşesi tarafında ise tek bir şey pazarlık konusu değil: ışığın omzunuzun arkasından ve yandan gelmesi.
İlk denemem tam bir hayal kırıklığıydı. Kitapları yerinden çıkarmadan aralarında oynadım, iki saat sonra raf yine aynı görünüyordu. İkinci turda hepsini yere yığdım — evet, dağınık ve rahatsız edici bir görüntü, ama gerekli. Yerdeki yığına bakınca kaç tane okumadığım kitap olduğunu, kaç tanesinin ciltlerinin yıprandığını ve kaç tanesini gerçekten kimseye vermek istemediğimi ilk kez net gördüm.
O aşamada üç kutu yaptım: rafta duracaklar, bir başkasına gidecekler, ve karar veremediklerim. Karar veremediklerimi dolabın içine koydum. Üç ay boyunca hiçbirini aramadım, sonra rahatça verdim. Bu ayıklama olmadan hiçbir düzenleme uzun ömürlü olmuyor, çünkü raf zaten dolu olduğu için yeni gelen her kitap düzeni bozuyor.
Renge göre dizmek en hızlı sonuç veren yöntem. Ben gökkuşağı sıralaması yerine blok mantığı kullandım: koyu tonlar (lacivert, bordo, siyah) altta ve kenarlarda, açık tonlar (bej, krem, beyaz) ortada ve üstte. Böylece raf görsel olarak aşağıdan yukarı hafifliyor, duvara yapışmış ağır bir kütle gibi durmuyor. Renk kombinasyonları konusuna hâkim olmak burada işe yarıyor; odanızın hâkim rengiyle çakışan bir kitap bloğunu duvarın en görünür yerine koymamak gibi küçük kararlar tüm dengeyi değiştiriyor.
Tuzağı şu: renge göre dizerseniz bir kitabı bulmak zorlaşır. Bende bu sorun olmadı çünkü kitaplarımın kapaklarını hatırlıyorum. Ama eşim iki hafta boyunca "şu kalın gri kitap nerede" diye sordu. Eğer evde sık sık kitap arayan biri varsa, tüm rafı renge göre dizmek yerine sadece bir veya iki gözü renk bloğu yapın, gerisini konuya göre bırakın. Sonuç hem estetik hem kullanışlı olur.
Bir dönem kitapları ters çevirip sayfa kısımlarını dışa bakacak şekilde dizmek popülerdi. Denedim, bir hafta dayandım. Çok temiz görünüyor ama kitaplığı bir dekor objesine indirgiyor; kitabı aramak eziyet oluyor. Ters çevirmek yerine, ciltleri çok bağıran birkaç kitabı arka sıraya alıp önüne küçük bir obje koymak daha akıllıca bir çözüm.
Rafın monoton görünmesinin sebebi genelde tüm kitapların dik durması. Kırmak için üç hamle kullanıyorum:
Objelerin sayısını da sınırlamak gerekiyor: her rafta en fazla iki dekor parçası. Fazlası toz tutuyor ve gözü yoruyor. Duvar dekorasyonu yöntemlerinde de aynı kural geçerli — boşluk, koyduğunuz şeyin değerini artırıyor.
Rafın yanına bir koltuk atıp "işte okuma köşesi" demek yetmiyor; bunu denedim ve o koltuğa hiç oturmadım. Sebebini sonra anladım: yanında bardağımı koyacak yer yoktu ve lamba tepemdeydi, sayfaya gölge düşürüyordu.
Çalışan formül şöyleydi:
Bu köşeyi kurarken bütçeyi zorlamaya gerek yok. Bendeki koltuk zaten salondaki fazlalıktı, sehpa ise ikinci el. Bütçe dostu dekorasyon fikirleriyle çözülebilecek bir iş; asıl yatırım lambaya yapılmalı.
Yatay yerine dikey düşünün: kapı üstüne uzanan ince bir raf hattı ya da köşeye monte üç adet duvar rafı. Odaları boyutuna göre dekore etmek mantığında, küçük mekânda zeminden yükseğe çıkmak alan kazandırır.
Görünür. 40-50 kitabın altındaysanız renk bloğu yerine "kitap + obje" karışımı yapın; her gözü yarı kitap yarı dekor olarak kurgulayın.
Direkt güneş alan duvara k